istos yayıncılık, istos kitapları, istanbul rumları, foti benlisoy, fahişe çika, kazancakis, thomas korovinis, çileci, rum azınlık, punto dağıtım
Anlatılan Şehrin Hikâyesidir!
 
 
 
 

Birbirimizle konuşabilir miyiz?

lb45
13 Şubat 2013  |  Kaynak: http://kitap.radikal.com.tr/Makale/birbirimizle-konusabilir-miyiz-351362

STEFO BENLİSOY

Bazen anılar, kişisel yaşanmışlık süzgecinden aktardıkları tarihsel ve toplumsal bir bağlamı, akademik çalışmalardan çok daha mahirane biçimde aktarmayı başarırlar. Yanis Vlastos’un Baba Konuşabilir miyim? başlıklı anıları da İstanbul Rumlarının geçen yüzyıl içerisindeki durumlarına dair böylesi bir resim çizmeyi başarıyor. Vlastos ailesinin yakın geçmişinden başlayarak çocukluğu ve gençliğinin hikâyesini, Rumların toplumsal yaşamlarına ilişkin çok sayıda ayrıntı ve anekdotu katarak aktarıyor. Öte yandan, bu toplumun çözülüşünün doğrudan tanığı olduğu için, tarif ettiği evrenin çöküşüne okuyucusunun da eşlik etmesini sağlıyor.

Vlastos’un öyküsü, kalorifer ustası olan büyükbabasının tramvaydan düşüp ölmesiyle bir anda bütün ailesinin geçimini üstlenmek zorunda kalan ve Tahtakale’de matbaacılık yapan babasının etrafında şekilleniyor önce. Sigara tiryakiliği ve sürekli çalışma, babasının cılız sağlığını hızla yıpratınca bu sefer ailenin geçimini sağlamak için yaşadıkları Çengelköy’de ufak bir kırtasiye dükkânı açarlar. Vlastos daha sonra dayısının Tahtakale’deki oyuncakçı dükkânında çalışmaya başlayacaktır. İstanbullu gayrimüslimleri varlıklı sınıflarla özdeşleştiren yaygın algının aksine Vlastos’un anlatısında karşımıza çıkanlar, en küçük sarsıntıda geçim sıkıntısına düşen, çoğunlukla küçük esnaflık ya da zanaatkârlık yapan ve dolayısıyla toplumsal değerleri de büyük ölçüde bu konumlarınca belirlenmiş alt orta sınıf kentli bir topluluğa ait bireyler.

Kitabın İstanbul Rum toplumunun çoğul yapısına işaret etmesi de üzerinden atlanmaması gereken bir husus. Rum toplumu, sanıldığının aksine içerisinde Arnavut Ortodokslar ya da Türkçeyi sadece kamusal hayatta değil evde de ağırlıkla kullanıp Rumcaya pek aşina olmayan Karamanlılara ya da İmrozlulara kadar farklı alt grupları ve dolayısıyla toplumsal, kültürel ve dilsel hiyerarşileri ihtiva etmektedir. Vlastos’un kendisi “melez” bir aileye mensuptur. Anne tarafının ailesi Arnavut kökenli Ortodoks Hıristiyandır. Bundan ötürü Rumca ve Türkçenin yanında Arnavutçaya da hâkimdir. Evde aile, babanın Arnavutça bilmemesi nedeniyle Rumca konuşurken beraber büyüdüğü diğer iki yakın arkadaşı da ailelerinden Arnavutça bildiklerinden konuştukları dil genellikle bu olacaktır. Öte yandan “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları esnasında annesiyle sokakta konuştukları dil hakkında uyarıldıklarında Arnavutça konuştuklarını söyleyerek azarlanmaktan kurtulacaklardır. Öyle ya “vatandaşın” bu kampanyalar aracılığıyla konuşmaması istenen çoğunlukla Rumcadır.

Vlastos’un anıları, ailesiyle birlikte yaşadığı Çengelköy’deki Rum cemaatini merkeze alıp kendi çocukluk ve gençlik döneminin cemaat yaşamına dair oldukça önemli ayrıntılar vererek bu dünyaya bir nebze de olsa nüfuz etmemizi sağlıyor. Cemaat mekteplerinden, kilise yönetim kurullarına, cemaat gençlerinin inisiyatifiyle kurulan Çengelköy Eğitim Derneği’nden dayısının yöneticilik yaptığı Beyoğluspor’a kadar bir cemaatin kendi yerelinde, gündelik hayattaki işleyişine dair sayısız anekdot karşımızda beliriyor.

İstanbul’dan sökülüp atılanlar Vlastos’un anıları da İstanbul Rumlarının doğup büyüdükleri ve tarihin bir noktasında koparılıp söküldükleri kente ve geçmişlerine ilişkin, yaygın “idilik” anlatım tarzını benimsiyor. Vlastos için Çengelköy’de yaşayan herkes; Türk, Rum, Arnavut, Kürt bir aile gibidir. Bundan ötürü ihtiva ettiği tüm dramatik öğelere, kırılmalara rağmen anlatımı canlı, sıcak, nüktedan ve çoğunlukla oldukça neşelidir. Ama tam da Vlastos’un anılarının geçtiği zamansal bağlam bu birlikteliğin giderek dikişlerinin telafi edilemez biçimde patladığı ve Rumların İstanbul’dan sökülüp atıldıkları bağlama denk düşer.

Vlastos ailesi, bu dikişlerin patladığı en önemli dönemeçlerden birinin, 6-7 Eylül 1955 “olayları”nın tahribatına olanca ağırlığıyla tanık olur. Hadiseler iki günle sınırlı olsa da Kıbrıs meselesinin kamuoyunun gündemine düşmesiyle birlikte Rumlar aleyhine bir iklim oluşacaktır. İktidardaki DP’nin de yoğun teşvikiyle Kıbrıs Türktür Derneği gibi örgütler Rumlardan alışveriş etmeme ya da sokakta, çarşıda Rumca konuşulmasına izin vermeme gibi Rum karşıtı kampanyalarda başrolü oynar. Basında Rum aleyhtarı havayı yaygınlaştıransa yeni kurulmuş Hürriyet’tir.

6-7 Eylül gecesi ailenin yaşadığı Çengelköy’deki ev neredeyse tamamen tahrip olur ve yağmalanır. İşin en hazin tarafıysa, sokağındaki Rum evlerini koruyan “Hulusi Hoca” gibi istisnaların yanında köydeki Rum evlerini, okul, kilise ve mezarlıklarını yağmalayan ve tahrip eden kalabalık grupların içerisinde her gün selamlaştıkları, alışveriş yaptıkları, teşrik-i mesaide bulundukları köylülerinin de yer almasıdır. Olaylar sıkıyönetimin ilan edilmesiyle bitecek fakat aradan zaman geçmesine rağmen yarattığı güvensizliğin giderilmesi mümkün olmayacaktır. Üstelik bir “milli dava” haline gelmiş Kıbrıs meselesinin gelgitleri sürekli olarak Rumlara “öteki” olduklarını hatırlatacak ve kendilerinden türlü vesilelerle bu milli davaya ve yaşadıkları ülkeye sadakatlerini tekrar ve tekrar ispat etmeleri beklenecektir.

Bir sessizlik ki... Rumların giderek artan bir hızda İstanbul’u terk etmeleri özellikle Yunan vatandaşlığına sahip Rumların kitlesel biçimde sınır dışı edildiği 1964 yılını takip eden dönemde gerçekleşecektir. Bu kitlesel göçe yol açan, gündelik hale gelen, olağanlaşan Rum karşıtı olumsuz atmosfer ve pratiklerdir. Bu atmosfer neticesinde Rumlar giderek daha da fazla sessizleştirilir, konuşamaz hale getirilirler. Şehrin asli dillerinden Rumca giderek daha az duyulmaya, duyulduğunda da daha bir öfkeyle bastırılmaya, susturulmaya başlanır.

Arkadaşları ve ailesinin neredeyse tümü Yunanistan’a göçtükten sonra nihayet Vlastos da her şeye yeniden başlamak amacıyla Atina’ya göçer. Şehre vardıktan sonra kızını dolaşmak için sokağa çıkarır. Otobüse bindiklerinde kızı ona “Baba konuşabilir miyim?” diye sorar. İstanbul’dayken kızı annesiyle birlikte dolaşmaya çıktığında Rumca konuşup çevredekiler tarafından azarlanmaması için ağzını daima kapalı tutmasını tembihlenmiştir. Zira daha önce bir vapur gezisinde annesinin nasihatlerini unutup Rumca konuşunca karşısında oturan bir kadının, diğer yolcuların onaylayıcı bakışları altında “Ermeni misin, Rum musun ne boksan sustur şu çocuğu” diye bağırmasına maruz kalmışlardır. Neticede Vlastos ve onun gibileri şehirlerinden göç etmelerine sebep olanın kendisi de büyük ölçüde bu olağanlaşmış ve gündelikleşmiş toplumsal baskının kendisidir. Vlastos’un hikâyesi, bir arada yaşamanın koşullarını yeniden tartışmamız gereken bir dönemde bu koşulların gündelikleşmiş/rutinleşmiş pratiklerce nasıl tahrip edilebildiği hususunda önemli ipuçları barındırıyor.

© Copyright 2012, istos yayıncılık
istos yayıncılık  Mumhane Cad. No: 39 Aziz Andrea Manastırı Hanı Kat 5 Karaköy/İstanbul
Tel: +90 212 243 41 61 Faks: +90 212 292 79 75 E-posta: info@istospoli.com




yükleniyor