istos kazancakis, elenika, tanıklıklar, politika, nikos kazancakis, çileci, patrik bartholomeos, balat, vlaherna, ayvalık
Anlatılan Şehrin Hikâyesidir!
 
 
 
 

Zaman // Kazancakis, Nietzsche’yle hesaplaşıyor

lb5
01 Eylül 2012  |  Kaynak: Zaman |  http://kitapzamani.zaman.…

Sakine Korkmaz Yunan edebiyatının usta ismi Nikos Kazancakis’in Çileci (Asketiki) adlı romanı, okuru ilk bakışta ‘asketizm’ kavramının soykütüğü konusunda Nietzsche’ye, Weber’e ve İslam tasavvufuna başvurmaya yönlendiriyor.

ÇİLECİ, NİKOS KAZANCAKİS, ÇEV.: H. ÖMER TARHAN, İSTOS YAYINLARI, 160 SAYFA, 20 TL

'Çilecilik’ (asketizm), gerek Batı’nın gerekse İslam’ın entelektüel tarihinde ağırlıklı yeri olan, Nietzsche’den Max Weber’e farklı yorumlarla ele alınan bir kavram. Çilecilik, daha doğru bir deyişle, dünyevi asketik Protestanlık, Weber’e göre, kapitalizmin ruhunu inşa eder. Kapitalizm “en önemli ahlaki temellerini asketik Protestan ahlakında bulur”. Dünyevi asketik Protestanlık, “mülk sahibi olmanın verdiği doğal zevke var gücüyle karşı çıkmış, tüketimi, özellikle lüks tüketimini sınırlamıştır. Buna karşılık mal kazancını […] geleneksel ahlakın yasaklarından kurtarmış, kazanç uğraşısının zincirlerini koparıp bunu yalnız yasal hale getirmekle kalmamış, ayrıca […] doğrudan doğruya Tanrı’nın isteği olarak görmüştür.”

Weberci bağlamda ‘asketizm’, çile çekmekten çok, perhizkâr bir tavra daha yatkın görünüyor. Bundan dolayı asketizmi, Türkçede çilecilikle değil de ‘perhizkârlık’ kavramıyla karşılamak belki de daha doğru.

Asketizm, Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü Üzerine adlı eserinde, üzerinde uzun uzun durduğu bir konudur. Nietzsche, ‘çileci ideal’den söz eder ve ‘çileci ideal’in, insanın anlamı olduğunu söyler: “Çileci idealin dışında, insanın, bir hayvan olan insanın, şimdiye dek bir anlamı olmadı.” der. Bununla birlikte, çileci ideal, bir ehven-i şer’dir Nietzsche’ye göre, “herhangi bir anlam, anlam yokluğundan daha iyidir.”

ASKETİZM: RİYAZET

Prof. Dr. Sabri Ülgener’den, İslam tasavvufunda asketizmin karşılığının ‘riyazet’ olduğunu öğreniyoruz. Ülgener, ‘riyazet’i (asketizmi) ‘zühd’den ayırıyor ve zühd’ü, nefsi dünya hazlarından mahrum etmek manasında negatif; riyazeti ise nefse şu veya bu yönde düzenli bir fiil ve hareketi yüklemek bakımından pozitif bir davranış olarak tanımlıyor. Riyazet, Kınalızade’ye göre ise, “nefse devamlı olarak hayırlı ve makbul işler (a’mâl-i hasene) yüklemek” demektir.

Açıkça görülüyor ki çileciliğin, Hıristiyan ve İslam medeniyetlerinin entelektüel tarihinde birbiriyle örtüşmesi söz konusu olmayan bir anlamı var. Her ne kadar, Weber’in yaklaşımı ile İslam riyazeti arasında yakınlıklar bulunsa da, Weber’in asketizmi, İslam riyazetinden çok, ‘zühd’ kavramına daha yakın görünüyor.

Günaha Son Çağrı ve Zorba başta olmak üzere romanlarından tanıdığımız Nikos Kazancakis’in Çileci (Asketiki) adlı kitabı (Harun Ömer Tarhan çevirisiyle, 50 yıl sonra Türkiye’de Rumca yayıncılığı başlatan İstos Yayınları’nın ilk üç kitabından), bizi ilk bakışta, ‘asketizm’ kavramının soykütüğü konusunda Nietzsche’ye, Weber’e ve İslam tasavvufuna başvurmaya yönlendirdi. Kitabı okuyunca anlaşıldı ki, Kazancakis, Nietzsche ile hesaplaşıyor. Nietzsche, çileci ideal’den kalkarak yön kazanan isteğin ne olduğunu anlatırken şöyle der: “İnsandan hatta daha fazla hayvandan, hele hele maddeden duyulan nefreti, bu duyulardan, aklın kendisinden tiksinmeyi, bu mutluluktan ve güzellikten korkuyu; bütün görüntülerden, değişmeden, oluştan, ölümden, istemeden, özlemin kendisinden kurtulma özlemini- bütün bunların anlamını iyice anlamaya kalkalım- hiçliği istemeyi, yaşama karşısındaki gönülsüzlüğü yaşamanın en temel ön koşullarına karşı başkaldırmayı; oysa bu, bir istemedir, öyle de kalacaktır! Başta da söylediğim sonucu tekrarlarsak, insan istememeye karşı hiçliği istemeyi seçiyor.”

FARKLI BİR ÇİLECİLİK

Oysa Kazancakis, çileciliği, Nietzsche’den farklı düşünmektedir. O, “boyun eğdiriyorum özdeğe, aklımın iyi iletkeni olmak zorunda bırakıyorum onu. Sevinçle karşılıyorum bitkileri, hayvanları, insanları ve tanrıları çocuklarımmışcasına. Tüm Evrenin üzerimdeki gönüldeş olduğunu ve beni bir bedenmişçesine izlediğini duyumsuyorum.” diyor.

Açıkça görülüyor: Nietzsche, çileciliği Evreni hiçleştirme yoluyla insanı anlamlı kılacak bir ehven-i şer; Kazancakis ise Evreni her şeyiyle edinmek, kendisinin kılmak yoluyla anlamlandıran bir yaklaşım olarak görüyor. Biri eksiklikten, öteki doluluktan söz ediyor. Nietzsche’nin çilecisi Zerdüşt, Kazancakis’in çilecisi de Zorba’dır: Zorba, The Greek! Bu bağlamda Çileci Kazancakis’in romanlarını daha iyi anlamak için de okunabilir.

Kazancakis, Nietzsche ile neredeyse özdeşleşmiş bir kavramı, Güç İstemi’ni de daha farklı okuyor. Nietzsche için ‘güç’ ve ‘istem’, birbirinden ayrılmaz: Şen Bilim’de, “Bu Evren güç istemidir ve bundan başka bir şey değildir.” der.

Kazancakis ise şöyle diyor: “İlkeye bağlılık, işte en yüksek erdem budur. Yalnız bu yolla güç ve istenç denkleşir ve insanın çabası ürün verir.” Anlaşıldığı kadarıyla Kazancakis, güç ve istem arasında bir dengesizliğin olabileceğini varsayıyor ki, bu Nietzsche için kabul edilemez bir şeydir.

Özetle: Kazancakis, Nietzsche’yi tersinden okuyor; ama itiraf etmeli ki, iyi okuyor!

© Copyright 2012, istos yayıncılık
istos yayıncılık  Mumhane Cad. No: 39 Aziz Andrea Manastırı Hanı Kat 5 Karaköy/İstanbul
Tel: +90 212 243 41 61 Faks: +90 212 292 79 75 E-posta: info@istospoli.com




yükleniyor