ISBN: 9786054640782 | Türkçe | 304 sayfa, 15x21 cm. |

“Şimdi Kim Kaldı İmroz’da?” Mutlular Adasından Yasak Bölgeye: Gökçeada

Serdar Korucu

70,00 Satın Al

Ege’nin küçük ama Türkiye’nin en büyük adası İmroz/Gökçeada, resmi görevliler
hariç tamamı Rum nüfusu, kendi kendine yeten tarım, süngercilik, hayvancılığı ve
anakaraya uzaklığıyla bir vakitler neredeyse kapalı bir dünyadır. Ahalisi yoksulluklarına rağmen çocuklarının eğitimine büyük önem verir, coşkulu panayırlar, ayinler ve
buluşmalarla belirginleşen adaya has kültür ve geleneklerine düşkündür ve yüzyıllardan beri adanın ev sahipliği yaptığı irili ufaklı yüzlerce manastırın ve yetiştirdiği nice
ruhbanın gösterdiği gibi dindardır. Yaklaşık 500 sene Osmanlı idaresinde kalan ada,
Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Güçlerinin komuta merkezi olur ve adadan ilk göç
dalgası da bu olayın sonrasında gerçekleşir. Daha sonra Lozan Antlaşması’yla yerel katılıma dayalı özel bir yönetim şekli oluşturulması hükmüyle Türkiye Cumhuriyeti’ne
katılır. Ancak bu hükmün gereği hiçbir zaman yerine getirilmez ve İmroz, yeni adıyla
Gökçeada, özellikle Kıbrıs meselesiyle birlikte Türk-Yunan geriliminin tam ortasına
yerleşir. Artık İmroz, Azra Erhat’ın ifadesiyle “ilkçağ metinlerinde boyuna övülen ama
dünyanın neresinde bulunduğu pek belli olmayan Mutlular Adası” değil, “Eritme
Programı”nın devrede olduğu, açık cezaevi, devlet üretme çiftliği, yatılı öğretmen okulu ve jandarma er eğitim taburunun intikaliyle birlikte istimlakler, yerinden etmeler,
tehdit, tecavüz ve cinayetler ile zorunlu iskân politikalarının meşum damgasını vurduğu bir operasyon sahası, Sevgi Soysal’ın ifadesiyle “ortası dikenli tellerle bölünüvermiş
bir özgürlük”ün yaşandığı bir “yasak bölge”dir.
Gazeteci ve yazar Serdar Korucu’nun hazırladığı “Şimdi Kim Kaldı İmroz’da,” 2020
sonbaharı ile 2022 yılı başına kadar Türkiye ve Yunanistan’daki dört yerde – İmroz/
Gökçeada, İstanbul, Selanik ve Atina’da; konuşulan dört dilde – Türkçe, Rumca, İngilizce, Fransızca; 1960’lardan itibaren adada yaşananların, “ahalinin gidişinin” tanığı
olan 28 İmrozlu görüşmeciyle yapılan mülakatlardan oluşuyor. Bu mülakatlarla okur
hem İmroz’daki ‘eski’ hayatı hem de giden ve kalan İmrozluların arada kalmışlığını
tecrübe ederken, gerek devlet politikalarının ‘operasyon sahası’ndaki etkisini gerekse
de dönemin basınına tahrif edilerek yansımış ve genel kamuoyunun algısını belirlemiş
bazı vakaları bizzat yaşayanlarından dinleyebiliyor.
Bugün yeniden üretilmiş ‘otantik’ kimliğiyle turistik bir merkeze dönüşen Gökçeada’nın hâlâ yaşamakta direnen geçmişini, kültürünü ve umudunu hatırlamak için…
“Olan olmuş, ne olur?” denilmesin. Unutulmasın. Tarih olsun, diye.